Hemen hemen bütün iktisatçıların meslekte öğrendikleri ilk şey iktisat kelimesinin anlamıdır. Bu konuda her hocanın farklı bir yoğurt yiyişi vardır. Kimisi bir fıkra anlatarak başlar işe, kimisi sığ bir tanımla özetler ve geçer, kimi de öyle ayrıntıya girer ki iş içinden çıkılmaz bir hal alır.
Aslında iktisadın tanımını yapmak sancılı bir iştir. Çünkü ortak bir tanım bulunmamaktadır. Kaldı ki iktisadın bir bilim olup olmadığını dahi tartışma konusu yapanlar bulunmaktadır.
Kendi adıma okudukça, öğrendikçe iktisadın tanımını yapmakta zorlandığımı hissediyorum. Bu çaresizlik nedeniyle ben de (benim hocalarımın da yaptığı gibi) bu bilimi tanımlamaya başlamadan önce küçük bir alıntı yapmak istiyorum.
Hintliler karanlık bir ahıra bir fil getirip koymuşlardı. Fili merak eden bir çok kişi oraya toplandı. Karanlıkta fili görmek mümkün olmadığı için, her biri elini dokundurarak fili tanımaya çalışıyordu.
Birinin eline filin hortumu geçti. Dedi ki: ‘Bu fil bir oluğa benziyor.’
Başka birinin eli filin kulağına dokundu. Fil ona yelpaze gibi göründü.
Birisi elini filin ayağına sürünce, ‘Filin şekli sütun gibi’ dedi.
Bir diğeri elini hayvanın sırtına değdirdi ve ‘Bu fil bir taht gibi’ dedi.Böylece, zanları yüzünden sözleri birbirine uzak düştü. Oysa ellerinde bir mum bulunsaydı hepsi aynı şeyi göreceklerdi.[1]



